|
|
|
|
|
|
|
|
Hüseyin Algülün Kerbela Kitabına Dair |
|
|
|
Tarih : 07.01.2010 - 15:49:14 |
|
| Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Algülün; Kerbela, Kanayan Bir Yara, Gönül Sızlatan Bir Facia isimli kitabı, konuya dair yapılan çalışmalardan biri olarak geleneksel Sünni anlayışın yeni bir ürünü hüviyetini |
|
| |
Hüseyin Algül’ün “Kerbela” Kitabına Dair *
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Algül’ün; “ Kerbela, Kanayan Bir Yara, Gönül Sızlatan Bir Facia” isimli kitabı, konuya dair yapılan çalışmalardan biri olarak geleneksel Sünni anlayışın yeni bir ürünü hüviyetini taşıyor.
Kerbela faciası, İslam tarihinin en yürek burkucu olaylarından biridir. Hadisenin vuku buluşunda, evvelce ortaya çıkan siyasi ve itikadi ekolleşmelerin rolünü göz ardı etmek mümkün değildir. Aynı şekilde hadise öncesi herhangi bir siyasi ve itikadi ekolleşmenin ciddi anlamda mevcut olmadığını savunmak da aslında mezkur olaya dair geliştirilen geleneksel Sünni anlayışın bir parçasıdır.
Geleneksel Sünni anlayış, İslam tarihindeki siyasi ve itikadi ekolleşmeleri Kerbela faciasından sonraki döneme hasreder. Kerbela’nın bu noktada çok büyük tesir oluşturduğunu, Tevvabun Hareketi ve Muhtar Es – Sakafi ayaklanması gibi olayların özellikle Şia’nın doğuşundaki amiller olduğunu ileri sürer.
Buna göre, Dört Halife döneminde Müslümanlar arasında ciddi anlamda siyasi ve itikadi bir ayrışmanın olmadığını iddia edilir..
Hazreti Ali’nin kendinden önceki halifelere biat ettiğini ileri sürerek bu dönemin her hangi bir ayrışma ve mezhepleşme için başlangıç olarak kabul edilemeyeceği savunulur.
Oysa Şii ve Alevi inancı bakımından Hazreti Ali’nin hilafet ve imameti sadece siyasi bir konu olmayıp doğrudan doğruya itikadi / imani bir meseledir.
Alevi ve Şii inancında mümin olmanın gereklerinde biri Allah’a ve resulüne inanmak ise diğeri Hazreti Ali’nin ve evladının imamet ve hilafetine imani manada merbut olmaktır.
Sünni anlayışın iddiasının aksine Hazreti Ali hiçbir zaman kendinden önceki üç halifenin hilafetini kabul etmemiş, onlara biat vermemiştir.
Zira; Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hilafeti, Hazreti Muhammed’in işaret ve vasiyetine uygun değildir. Bu işaret ve vasiyet, Hazreti Muhammed’in şahsi bir görüşü de değildir. Çünkü o, Kur’an’ın ifadesiyle; “ Vema yentıku ani’l – heva, in hüve illa vahyun yuha “ / “ Kuşku yok ki o kendi nefsinden konuşmaz. Onun konuştuğu kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (1) ayeti gereği bu işaret ve vasiyetini Allah’ın muradı doğrultusunda izhar etmiştir.
Hüseyin Algül’ün “Kerbela” kitabında ise geleneksel Sünni anlayış doğrultusunda Hülefa – i Selase’nin hilafeti meşru addedilmekte, peygamberin işaret ve vasiyeti – ilahi arzuya rağmen – önemsiz görülmektedir.
Hülefa – i Selase’nin hilafetleri, “ İslam siyaset anlayışı “(2), “ İslam siyaset düşüncesi “ (3) olarak vasfedilmektedir.
Bu bağlamda Hazreti Hasan ve Hüseyin’in Halife Osman’ın korunması için babaları tarafından görevlendirilmiş olması, Hazreti Ali’nin Osman’a biatı olduğu yönünde intiba oluşması amacıyla okuyucuya birkaç kez hatırlatılmaktadır. (4)
Kitap’ta Muaviye, çeşitli uygulamaları nedeniyle eleştirilse de hilafetinin meşruiyeti ve İslam’dan sapmışlığı sorgulanmamaktadır.
Bu noktada geleneksel Sünni anlayışın, istismara varacak düzeyde kullana geldiği, Hazreti Hasan’ın taraftarlarına güvenememesi nedeniyle yapmak zorunda kaldığı malum anlaşmaya yapılan göndermeler dikkat çekici bir hüviyete sahiptir.
Hatta Hazreti Hasan’ın tavrı peygamberin güya söylemiş olduğu bir hadise de dayandırılarak kutsanmaya çalışılmaktadır. (5)
Bu çaba, açıkça Muaviye’nin hilafetine Hazreti Muhammed üzerinden meşruiyet kazandırma çabasıdır.
Geleneksel Sünni anlayış, vaktiyle Muaviye’nin vahiy katibi olduğu iddiasını da, onu aklama ve hilafetine meşruiyet kazandırma amacıyla kullanmaktaydı. Ancak bu kitapta, bu noktaya yer verilmediği dikkat çekmektedir.
Kitapta dikkat çeken bir başka noktada Yezid’e dair yazılanlardır.
Kerbela faciasından sonra Yezid’in, başta Hazreti Zeynep olmak üzere ehlibeyt soyundan gelenlere karşı iyi davrandığı, onları misafir ettiği ileri sürülmekte ve Yezid’in faciadan dolayı çok üzüldüğü vurgulanmaya çalışılmaktadır. (6)
Facianın suçu İbn Ziyad’a yüklenmekte, Yezid’in Hazreti Hüseyin’le anlaşmak istediği ama İbn Ziyad’ın aceleci davranarak buna mani olduğu yönünde bir izlenim oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Buna karşın Türkiye’deki Alevi okuyucu kitle de düşünülerek Yezid’in bu olaylarda büyük suçunun bulunduğu, İbn Ziyad’ı cezalandırmamak suretiyle de faciadaki sorumluluğunu artırdığı belirtilmektedir. ( 7)
Oysa Alevi inancına göre gerek Muaviye, gerekse Yezit, sadece zalim ve katliamcı değil aynı zamanda İslam dışı şahsiyetlerdir.
Kitabın hiçbir yerinde ne Muaviye’ye, ne de Yezid’e İslam dışı olma anlamında bir imada bile bulunulmamaktadır.
Alevi inancı açısından bakıldığında ve Alevi okuyucu kitle düşünüldüğünde kitaba dair dile getirilmesi gerekli bir diğer husus ise, başta Hazreti Hüseyin olmak üzere kitapta adı geçen kişilerin, sürekli namaz kıldıkları, Ramazan orucu tuttukları şeklindeki bilgilerin defaten vurgulanmış olması ve bu mesajla birlikte Alevilere Sünni ibadet biçimlerinin telkin edilmeye çalışılmış bulunmasıdır.
Şimdiye kadar yaptığımız değerlendirmelerden daha da önemli olan temel nokta Hazreti İmam Hüseyin’in mücadelesinin tahliline dair kullanılan ifadelerin Alevi inancı açısından kabul edilemez olmasıdır.
Zira; Hazreti İmam Hüseyin’in mücadelesinin Hülefa – i Selase dönemindeki siyasi geleneğin yeniden ihyası olduğu iddia edilmektedir ki, bu iddia, İmam Hüseyin’in; gerek Gadir – i Hum hutbesini gerekse vasiyet yazma hadisesini umursamadığı gibi bir bühtana zemin oluşturmaktadır. (8)
Hasıl – ı kelam; Hüseyin Algül’ün Kerbela isimli bu kitabı, adında da yer aldığı şekilde aslında Alevi ve Şii inancı bakımından kabulü mümkün olmayan bir yaklaşıma sahip olmasından ötürü “ Gönül Sızlatan Bir Facia “ dır.
Kitap, Alevilerin asimilasyonu noktasında mühim bir rol oynayacağa benziyor.
Bakalım, Aleviler bu asimilasyonist kitaba karşı ciddi anlamda ne gibi reddiyelerle çıkacaklar?
Yoksa kitaptaki, Sünni anlayış açısından yeni sayılabilecek kimi öz eleştirilere aldanıp meselenin özüne dair oluşturdukları tarihsel duruşlarından kuşku duyarak bir zafiyet zeminine mi düşecekler ?
Ne aklım ne de hissiyatım buna ihtimal vermese de, biz uyarı görevimizi yapmak suretiyle vicdanen teskin olma bağlamında rolümüzü deruhte etmiş olalım.
Dipnotlar.
* Prof. Dr. Hüseyin Algül, Kerbela, Kanayan Bir Yara, Gönül Sızlatan Bir Facia, 2. Baskı, Ensar Neşriyat, İstanbul 2009.
1. Necm Suresi, 3 – 4. 2. Hüseyin Algül, Kerbela, 16. 3. Age, s. 233. 4. Age, s. 16, 231. 5. Age, s. 40, 41. 6. Age, s. 162. 7. Age, s. 167, 168. 8. Age, s. 233.
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
06.01.2010. / İSTANBUL
|
|
 |
200 Kişi
Tarafından Okundu. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kayıtlı Yorum Bulunmuyor. |
|
|
Bu Yazara Ait Diğer Yazılar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|